Smoldering multiple myeloma (SMM), aktif multipl miyelom ile monoklonal gammopati belirsiz öneme sahip (MGUS) arasında yer alan bir durumdur. SMM, genellikle semptomsuzdur ve çoğunlukla rutin kan testleri sırasında keşfedilir. Bu yazıda, smoldering multiple myeloma’nın tanısı, risk grupları ve tedavi seçenekleri hakkında bilgi verilecektir.
Smoldering Multiple Myeloma Nedir?
Smoldering multiple myeloma, aktif multipl miyelomdan önceki bir aşamadır ve hastalık genellikle semptom göstermez. Bu durum, kemik iliğinde %10-60 oranında miyelom hücresinin bulunması ile karakterizedir. Kanda veya idrarda yüksek M-protein seviyeleri de smoldering multiple myelomanın belirgin özelliklerindendir.
Smoldering Multiple Myelom Tanısı
Smoldering multiple myelomda aşağıdaki özellikler görülür:
- Miyelom tanımlayıcı olay (MDE) yoktur.
- Kemik iliğindeki kan hücrelerinin %10-60’ı miyelom hücrelerinden oluşur.
- Kanda M-protein düzeyi 30 g/L veya daha yüksek olmalıdır, ya da idrarda M-protein düzeyi 500 mg veya daha fazla olmalıdır.
Tanıdan sonraki ilk 5 yıl içinde SMM’nin aktif multipl miyeloma dönüşme riski %10 civarındadır. Bu oran, sonraki 5 yıllık dönemde %3 ve sonrasında ise %1,5’e düşer.
Smoldering Multiple Myeloma Risk Grupları
Doktorlar, smoldering multiple myeloma hastalarının hangi hızda aktif multipl miyelomaya geçebileceğini belirlemeye çalışır. Smoldering multiple myeloma hastaları, düşük riskli ve yüksek riskli olmak üzere iki ana gruba ayrılabilir.
Düşük Riskli Smoldering Multiple Myeloma
Düşük riskli smoldering multiple myelomada, hastaların kemik iliğinde miyelom hücrelerinin oranı %10’dan azdır. Ayrıca, kanda M-protein düzeyi 30 g/L üzerinde olmalıdır. Düşük riskli hastaların hastalıkları daha yavaş ilerler.
Yüksek Riskli Smoldering Multiple Myeloma
Yüksek riskli smoldering multiple myelomada, aşağıdaki özelliklerden en az ikisi veya üçü görülür:
- Kemik iliğindeki kan hücrelerinin %20’sinden fazlası miyelom hücrelerinden oluşur.
- Serum serbest hafif zincir oranı 20’den büyüktür.
- Kanda M-protein düzeyi 30 g/L ve üzeridir.
Diğer yüksek riskli özellikler şunlar olabilir:
- 6 ay içinde kanda M-protein düzeylerinde %25 ve üzeri artış.
- Kemik iliğindeki miyelom hücreleri oranı %50-60’a ulaşır.
- Genetik anormallikler, örneğin t(4;14), del17p veya 1q kazancı mevcuttur.
- Kemik MR’ında çok sayıda anormallik veya tek bir lezyon görülür.
Yüksek riskli hastalarda, hastalık genellikle tanıdan 2 yıl sonra aktif multipl miyelomaya dönüşür.
Smoldering Multiple Myeloma Tedavi Seçenekleri
Smoldering multiple myeloma tedavisi, hastanın risk seviyesine göre şekillenir. Ayrıca hastanın tedaviye yaklaşımı da önemli bir faktördür.
Düşük Riskli Smoldering Multiple Myeloma İçin Tedavi
Düşük riskli smoldering multiple myeloma hastalarında tedavi genellikle dikkatli bekleyiş yaklaşımı ile yapılır. Bu yaklaşım, hastalığın izlenmesini ve semptomlar ortaya çıkmadığı sürece tedaviye başlanmamasını içerir. Düşük riskli hastalar için tedavi süreci şu şekildedir:
- İlk yıl boyunca her 3-4 ayda bir kan testleri yapılır.
- Hastalık stabil olduğunda, kan testleri her 6 ayda bir yapılır.
- Kemik kaybı varsa, kemik erimesinin yavaşlatılması amacıyla yılda bir kez bifosfonat tedavisi uygulanır.
- Eğer 12 ay içinde kanda M-protein düzeylerinde artış ve hemoglobin düzeylerinde azalma görülürse, tedavi başlatılabilir.
Yüksek Riskli Smoldering Multiple Myeloma İçin Tedavi
Yüksek riskli smoldering multiple myeloma hastaları için tedavi de dikkatli bekleyiş yaklaşımını içerir. Ancak, bu hastalar için daha sık takip gereklidir. Yüksek riskli hastalar için tedavi süreci şu şekilde işleyebilir:
- İlk yıl boyunca her 2-3 ayda bir kan testleri yapılır.
- Hastalık stabil ise, 5 yıl boyunca veya hastalık ilerleyene kadar her 4-6 ayda bir kan testleri yapılır.
- Kemik kaybı varsa, bifosfonat tedavisi her yıl uygulanır.
- Klinik araştırmalar, yüksek riskli smoldering multiple myeloma hastaları için önerilebilir. Klinik araştırmalar, yeni tedavi yöntemlerini test etmeyi amaçlar.
Sonuç
Smoldering multiple myeloma tedavisi, hastanın risk seviyesine ve genel sağlık durumuna göre belirlenir. Düşük riskli hastalar genellikle dikkatli bekleyiş ile izlenirken, yüksek riskli hastalar daha sık takip edilmelidir ve bazen klinik araştırmalara katılmaları önerilebilir. Her iki durumda da, tedavi süreci hastalığın ilerlemesi ve semptomların ortaya çıkması durumunda gözden geçirilir ve uygun tedavi başlatılır.